|
|
"Mü’minler kızgınlık anında sabretmeyi, kendilerine
yapılan kötülüğü affetmeyi başardıklarında Allah onları
düşmanlarına karşı korur ve düşmanları onlara boyun
eğer."
(Buhari)
Allah'ın cc., kulunda görmeyi istediği ve sevdiği
huyların başında sabırlı ve affedici olmak gelir.
Özellikle kızgınlık anında öfkesini yutup sabretmek,
kendine yapılan kötülükleri affedip bağışlamak öyle yüce
bir haslet, Allah’ın cc. hoşnut olduğu yüksek bir
ahlâktır ki, bu olgunluğu ve fazileti yerine getiren
kullarını Allah cc., sanki özel himayesi altına alır.
Onları düşmanlarının zarar vermelerinden korur. Onları
düşmanlarına değil, düşmanlarını onlara boyun eğdirir.
"Allah şu üç kimseye, kıyamet gününde rahmet ederek bakmaz.
Onları kusur ve günahlarından (bağışlayarak) temize çıkarmaz.
Ayrıca onlar için çok üzücü bir azap da vardır:
- Elbisesini (kibirle) yerlere kadar salıverene,
- Yaptığı iyilikleri insanların başına kakana,
- Yalan yemin ederek sattığı eşyasına sürüm sağlamaya
çalışana..."
(Müslim, Ebu Davud, Nesai,
İbn-i Mace)
"Allah, şehidin kul borçları hariç, diğer bütün günahlarını
bağışlar." (Müslim)
Şehitlik, İslâm´da en yüksek mertebe, kişinin ulaşabileceği en
yüce pâyedir.
Şehitlik, kulun tüm günah ve kusurlarının bağışlanmasına,
affedilmesine sebeptir.
Şehitlik kişiyi bu mertebe yüksek bir dereceye çıkardığı halde,
onun üzerinden kul borçlarını silmez. Ortadan kaldırmaz.
Şehid, üzerindeki diğer insanlara ait hakları ödemek, sahibine
geri vermek sorumluluğundan kurtulamaz. Kul borçları bu sebeple
İslamda çok önemlidir.
Şehitlerin borçlarını bir lutuf olarak Allah´ın tekeffül etmesi
ve alacaklıları verdiği nimetlerle memnun kılarak o şehidi
affetmelerini sağlaması da ihtimal dahilindedir.
"Çocuğuna Yesar (kolaylık, bolluk) ismini koyma. Çünkü sen,
Yesar orada mı? diye sorarsın. İsmin sahibi orada bulunmaz da,
birisi alay tarzında yok deyiverir."
(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi,
İbn-i Mace)
Bu
hadis, insanlar arasında alay konusu olacak, sahibine ilerde
utanç ve eziyet verecek isimler konulmasını kesinlikle
yasaklamaktadır.
Allah Resûlü:
- Çok lânet ettiren iki şeyden sakınınız, buyurdu.
Sahabeler:
- Çok lânet ettiren iki şey nedir? diye sorduklarında,
- İnsanların yolunda, yahut gölgesinde abdestini bozmaktır,
cevabını verdi.
(Müslim)
Lânetin sebebi şudur:
Gerek yol ve gerekse gölgesinden istifade edilen ağaçlar olsun,
buralar insanın uğrak yerleridir, piknik alanlarıdır. Buraya
uğrayan kimseler, pislik gördükleri zaman haliyle bunu yapanlara
lânet yağdıracaklardır. Böylece bu çirkin fiili işleyen kimse
lânete uğramış olacaktır.
"Düşmanla karşılaşmayı (sakın) arzu etmeyiniz. Allah´tan (bela
değil) âfiyet isteyiniz. Düşmanla karşılaşmak zorunda
kaldığınızda da sabrediniz."
(Buhari, Müslim)
Kulun, sevabı çok diye bela istemesi, sabretmek zorunda kalacağı
durumlara istekli olması, edebe uygun bir temenni değildir.
Çünkü kulun belayı isteyip te verildiği zaman sabredememesi
hali, aleyhine bir durumdur. Bu durumda sızlanmaya hiçbir
mazeret bulamaz.
Uygun olan, Allah´tan hep âfiyet istemektir. Beladan Allah´a
sığınmaktır. Ama bela geldiğinde de sabra çalışmaktır. Bu
durumda Allah´tan yardım ve tahammül istemek; hem makul, hem de
edebe uygundur.
|